Disarida deli gibi yagmur yagiyor ve ben buna kararliyim... Basima ne gelirse gelsin, su damlasi formuna girmek istiyorum.
Pencereden atliyorum, diğer damlaların arasina karisiyorum, ruzgarin da esintisiyle allahtan biraz havada kaliyorum da, damlalar gibi dusme zevkini tatmis oluyorum. Bir cig damlasiysan daha sabit bir sekilde kaliyorsun ve hafif de soguk oluyorsun. Ben daha ozgur bir suyum, biraz yola dusmeyi seviyorum. Oyle herhangi bir cicegin ustunde cicek beni icene kadar bekleyemem...
Diger damlalarla birlesiyoruz, bir alanda bizi buyuk bir damla topluyor... Sonra kimse onu izlemiyor, bunu sevdim, bir lidere gerek yok yani.. Herkes kafasina gore takiliyor. Sonra cimenlerin arasinda bir su birikintisine katiliyoruz, belli ki onlar da onceden su damlasiydi, simdi su birikintisi olmuslar.. Oraya bagli kalicak miyiz peki demeden, kopegin teki geliyor, suda oyun oynamaya basliyor, yani bizim uzerimizde eseleniyor, yuvarlaniyor, hepimiz ayri yerlere dagiliyoruz. Ben bir sure kopegin uzerinde kaliyorum, sonra oradan hooop baska yere ucuyorum. Yola tasinmisim galiba... Bir kanal kapagindan pis damlalarin icine katiliyoruz... Sanirim damla olmak varsa, buna da katlanmak gerekiyor... Hep beraber surukleniyoruz, oyuncaklar, toplar, kondomlar ve Alice Harikalar Diyari'nda gibi ama yatay bir tunel, fareler gore gore diger damlalara tutunmus gidiyorum. Sonumuz hayra alamet heralde,,, Pek sorgulamiyor etrafimdakiler, bir kanal deliginden suya daliyorum, ne zaman arinacagim belli degil...
Akintiyla nereye gittigim belli degil, galiba Thames nehrindeyim, derlerdi zaten nehir de cok kirlendi diye inanmazdim... Kendimi birden inanilmaz guzel bir gol de buluyorum, nasil geldim, ne ara geldim belli degil.. Etrafta guzel agaclar, sazliklar... Ordekler suzuluyor, birkac kopek sesi duyuyorum :) Bir yandan da yagmur yagiyor, baska ozgur ruhlu damlalar katiliyor aramiza, birkaciyla arkadas oluyorum ve yasadigim kucuk macerayi anlatiyorum. Genc bir ciftin sesini duyuyoruz, kahkahalarla bize dogru kosuyorlar, biz de gulerek karsiliyoruz onlari, kiyafetleri golun kenarinda, kendilerini ciplak suya atiyorlar... Kimse garip karsilamiyor.. Benimle beraber birkacimiz kizin uzun saclarina biniyoruz ve karaya cikiyoruz.
Saclarindan bazi arkadaslarimiz dusuyor ve bazilari da ustunden yere suzuluyor. Ben sacinda kalmayi beceriyorum, golun sahilinde yagmurdan sonra cok guzel bir gunes aciyor, bir anda acaba ruzgar olsam ya da havada asili kalsam nasil olur diye dusunuyorum. Gunesin sicakligiyla iyice mayisiyorum... Icim isiniyor, isiniyor... Hafiflemeye basliyorum. Ahh, icimden gecen oldu galiba, simdi buhar oldum, biraz sicagim hala ama cikan ruzgarla iyice serinleyecegim ve uzaklara gidecegim gibi geliyor. Yukaridan esen serin bir ruzgara katiliyorum ve nereye gidecegimi bilmeden ucuyorum...
(bozayısıt'ın isteği üzerine...)
28 Şubat 2011 Pazartesi
3 Ocak 2011 Pazartesi
beynimi, ruhumu emme ey şeytan!
Bilgisayar başında durdukça midesi bulanan var mıdır bilmiyorum ama benim artık wheneverland deyimiyle ok. computerluktan çıkıp, deliliğe doğru kaydığımı hissediyorum. Ekrana baktıkça mide bulantısı, iç sıkıntısı geliyor. Hem ondan kopamıyorum hem de onsuz kalmak için neler veririm...
Tüm bilgisayarlara kısmi, işyerimdeki bilgisayara tümüyle bir nefretim var... Başka şekilde yaşayamıyoruz ve yüzüm gittikçe donuklaşıyor, gözlerimi kırpıştırırken windows pencerelerini görüyorum... Ruhum emilmiş de sanki duygularım web sitelerinden yaratılmış gibi hissediyorum. Bu rutin beni öldürüyor ya da bedenime ve ruhuma bu boktan bilgisayar sahip olmaya başladı. Aynı hisleri sizin de paylaştığınızı biliyorum.
Tüm bilgisayarlara kısmi, işyerimdeki bilgisayara tümüyle bir nefretim var... Başka şekilde yaşayamıyoruz ve yüzüm gittikçe donuklaşıyor, gözlerimi kırpıştırırken windows pencerelerini görüyorum... Ruhum emilmiş de sanki duygularım web sitelerinden yaratılmış gibi hissediyorum. Bu rutin beni öldürüyor ya da bedenime ve ruhuma bu boktan bilgisayar sahip olmaya başladı. Aynı hisleri sizin de paylaştığınızı biliyorum.
22 Ekim 2010 Cuma
22 Ekim 2010
Bu aralar sabrı deneyimliyorum. Pek alışık olmadığım şey amma velakin... Ayrıca nasıl da sabredilir onu da bilemiyorum. Sonucunda her zaman işe yarar mı onu da bilemiyorum... Favori isim tamlamam "bilinmezlikler denizi". Herşeyi yeni baştan sorguluyorum. Herşeyin gerçekliğini yeniden sorguluyorum, ve bu beni fena şekilde değiştiriyor. Kaybedip, kaybedip yeniden buluyorum. Neyi bulduğumu da bilmiyorum. İçim ne diyor, beni nereye götürüyor. Hayaller saçma mı, boş hayallere inanan bir insan mıyım, hayal aleminde mi yaşıyorum? Yoksa hayal kurmak güzel midir, hayallerle mi var oluruz. Zıtlıklar diyarı.
Bütün yargılarım, hayata dair düşüncelerim sarsılıyor şu anda. Yer değiştiriyorlar...
Ben de sabit gibi gözüksem de devamlı değişiyorum demek ki... Ve ne tuhaf yüzleşebildiğim yer bir tek yazılar.
Bütün yargılarım, hayata dair düşüncelerim sarsılıyor şu anda. Yer değiştiriyorlar...
Ben de sabit gibi gözüksem de devamlı değişiyorum demek ki... Ve ne tuhaf yüzleşebildiğim yer bir tek yazılar.
26 Temmuz 2010 Pazartesi
5 Haziran 2010 Cumartesi
2010 yekpare haydarpaşa projeksiyon gösterisi.
Haydarpaşa'ya projeksiyonla yansıtılarak yapılan Yekpare projeksiyon gösterisini şiddetle tavsiye ediyorum.
Yekpare, 3-6 Haziran tarihleri arasında Kadıköy'deki Beşiktaş-Karaköy iskeleleri arasından rahatça izlenebilir. Yekpare 15 dakika sürüyor ve 15 dakika için orada beklediğinize bayağı değiyor. İstanbul'da bu kadar güzel bir bina varken hem içi hem de cephelerinin daha önce kullanılmaması çok tuhaftı zaten.
Projeksiyon gösterisinin proje yöneticiliği Erdem Dilbaz'a ait olup, sanat yönetmenliği Candaş Şişman ve Deniz Kader; müzik Görkem Şen tarafından yapılmış. Anladığım kadarıyla ekiplerinin adı nerdworking ve bundan sonra ellerini attıkları her proje çok başarılı olacak. Ya da başka projeleri de var ama ben takip edememişim.
Buraya görüntülerle ilgili fotoğraf koymak isterdim ama o sırada fotoğraf çekmektense doya doya izlemeyi yeğledim.
Bence bu tarihler arasında Kadıköy'e yolunuzu düşürün ve tam 21.15'te Yekpare Projeksiyon gösterisini izleyin...
Bu arada ne kadar iyi çalıştıklarını, Haydarpaşa Garı'nın cephesine yansıttıklarını projeksiyonun binanın yapısına göre ayarlanıp, camları, binanın kulelerinin ve katlarının yapılarına göre ince ince tasarlandığından anlayabilirsiniz.
Yekpare, 3-6 Haziran tarihleri arasında Kadıköy'deki Beşiktaş-Karaköy iskeleleri arasından rahatça izlenebilir. Yekpare 15 dakika sürüyor ve 15 dakika için orada beklediğinize bayağı değiyor. İstanbul'da bu kadar güzel bir bina varken hem içi hem de cephelerinin daha önce kullanılmaması çok tuhaftı zaten.
Projeksiyon gösterisinin proje yöneticiliği Erdem Dilbaz'a ait olup, sanat yönetmenliği Candaş Şişman ve Deniz Kader; müzik Görkem Şen tarafından yapılmış. Anladığım kadarıyla ekiplerinin adı nerdworking ve bundan sonra ellerini attıkları her proje çok başarılı olacak. Ya da başka projeleri de var ama ben takip edememişim.
Buraya görüntülerle ilgili fotoğraf koymak isterdim ama o sırada fotoğraf çekmektense doya doya izlemeyi yeğledim.
Bence bu tarihler arasında Kadıköy'e yolunuzu düşürün ve tam 21.15'te Yekpare Projeksiyon gösterisini izleyin...
Bu arada ne kadar iyi çalıştıklarını, Haydarpaşa Garı'nın cephesine yansıttıklarını projeksiyonun binanın yapısına göre ayarlanıp, camları, binanın kulelerinin ve katlarının yapılarına göre ince ince tasarlandığından anlayabilirsiniz.
3 Mayıs 2010 Pazartesi
SUPERDRAW!
Bu aralar keşfettiğim, herkesin saçmasapan çizimlerini koyabilecekleri site.
Masabaşı çalışırken uzun saatler sonucu kafayı yiyen herkesin girip bir şeyler yapabileceği kıvamda bir alan.
http://www.superfreedraw.com/index.php
Masabaşı çalışırken uzun saatler sonucu kafayı yiyen herkesin girip bir şeyler yapabileceği kıvamda bir alan.
http://www.superfreedraw.com/index.php
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

